24 Eylül 2020 Perşembe

ÜRGÜP MEDRESELİ YAHYA EFENDİ CAMİİ (HAPİSHANE CAMİİ)

 

ÜRGÜP MEDRESELİ YAHYA EFENDİ CAMİİ (HAPİSHANE CAMİİ)

1200’ lü yılların ortalarında başlayıp 1300’ lü yıllarda devam eden  Moğol istilaları ile Anadolu Selçuklu Devletinin iyice yıpranıp yok olma durumuna gelmesi, III. Alâeddin Keykubat’ ın, Moğollardan kaçıp Ürgüp mağaralarında saklanması ve 1375 yılında Selçuklular’ ın, Karamanoğlu Alâeddin Ali Bey idaresine girmesi, 1398 yılında Osmanlı Hakimiyetinin kurulması fakat 1402 yılında I. Bayezıt’ ın Ankara Savaşı’ nda Moğallara yenilerek  tekrar Karamanoğlu Alâeddin Ali’ nin hakimiyetine girmesiyle tüm Anadolu’ da olduğu gibi Ürgüp ve civarında da kaoslarla ve karışıklıklarla geçen uzun ve acı yıllar içinde, 1400 yılında Medrese olarak Defterdar Seyyid Yahya Efendi tarafından yaptırılmıştır.

Yapıldığı yıllarda Ürgüp, bölgenin en büyük yerleşim ve idare merkezidir ve Nevşehir (Muşkara) ise  35 haneli bir köydür. 1474 yılı sonlarında Ürgüp  kesin bir şekilde Osmanlı egemenliğine girmiştir,  1476 tarihli Karaman Evkaf Defteri’ nde eyaleti oluşturan vilayetler arasında Ürgüp’ te bulunmaktadır. Artık, Karaman eyaletinin Niğde sancağına bağlı bir kaza merkezidir ve bölgenin önemli kültür ve ticaret merkezidir. Yahya Efendi Medresesi , I. Dünya Savaşı yıllarına kadar ilim ve irfan yuvası olmaya, pekçok din ve bilim insanı yetiştirmeye devam etmiştir..

20. yüzyıl ile birlikte tüm Osmanlı memleketi gibi  Ürgüp ve çevresi de yeniden savaş yıllarının karanlık dehlizine girmekten kurtulamamıştır. Peşpeşe gelen, 1912 Balkan Harbi, Birinci Cihan Harbi, Kurtuluş Savaşı yıllarında bu ilim yuvası sessizliğe gömülmüştür.. 1940 yılında yeniden onarım ve düzenlemeyle hapishaneye çevrilmiş, bölgenin 500 yıllık tarihi medresesi, 29 yıl boyunca suçluları konuk etmiştir.

Ürgüp Cezaevi 1969 yılında boşaltılarak yeniden restore ve düzenleme ile 1970 yılında cami olarak hizmet vermeye  başlamıştır. Yahya Efendi Cami, halk arasında “Hapishane Camii” olarak anılmış ve öyle bilinmiştir. 1984 yılında ise Vakıflar Genel Müdürlüğü’ nden alınan izinle yeniden restorasyon ve düzenleme yapılmıştır.

Bugün, cami ve  Kur’ an Kursu  olarak kullanılmasının yanında; Türkiye Diyanet Vakfı Ürgüp Şubesi, Ürgüp Müftülüğü Ürgüp Aile ve Dinî Rehberlik Bürosu, Ürgüp Müftülüğü Diyanet Yayınları Tanıtım Noktası ve Diyanet Gençlik Çalışmaları Merkezi görevlerini de yapmaktadır. Ziyaretim sırasında beni Diyanet ve Cami görevlisi Sayın Ali Bey karşıladı, ağırladı ve bilgilendirdi. Değerli Ali Hoca’ nın bilgisine, konukseverliğine hayran kaldım desem yeridir. 

“Diyanet Yayınları Tanıtım Noktası”  gerçekten önemli bir konu; Diyanet İşleri Başkanlığı Dinî Yayınlar Genel Müdürlüğü tarafından 15 dilde bastırılan ve yayımlanan Kur’an-ı Kerim ve dinî kitaplar, isteyen ve merak eden konuklara ücretsiz verilmekte ayrıca bilgilendirilmektedirler..Bu değerli hizmet için medresenin bir odası kitaplık-stant haline getirilmiş, hatta mini bir okuma odası bile düşünülmüştür.

Ana kapıdan cami avlusuna girildiğinde sağ taraftaki revak sütunlarının önünde peş peşe üç mezar hemen dikkati çeker, mezar taşlarından ise bu kişilerin müderris (medrese profesörleri) olduğu hemen anlaşılır. Cami giriş kapısına en yakın olan mezar, 1802 yılında vefat eden Hacı Kurra Hasan Efendi’ ye aittir. Hacı Kurra Hasan Efendi bu medresede, 1793 yılına kadar müderrislik yapmıştır. Arşiv kayıtlarında  adı; “Şeyh’ ül Kurra Hasan Efendi” olarak geçer. Müderrislikten ayrıldıktan sonra aynı medresede oğulları Mehmet, Abdullah, Abdurrahman ve Mustafa’ da müderrislik yapmışlardır. Hacı Kurra Hasan Efendi, Konyalı Hadimi Hz.lerinin talebesi ve mürididir.

İkinci (ortadaki) mezar; Kalelizade Müderris Hacı Hüseyin Efendi’ ye aittir. 1871 yılında vefat eden Mahalli ulemalardan Kalelizade Hacı Hüseyin Efendi, müftülük ve müderrislik yapmıştır. Ürgüp Temennideki Tahsinağa kütüphanesinden sonra kendisi de bir kütüphane yaptırarak vakfetmiştir. 1865 Konya Salnamesine göre; Her iki kütüphanede de matbu kitapların yanı sıra kendi el yazısıyla yazılmış Hadis, Fıkıh ve Tasavvuf ile ilgili kitapları da yer almıştır.

Cami ana kapısından girişte, avludaki ilk mezar ise Müftü Hacı Ali Rıza Efendi’ ye aittir. 1830 senesinde Ürgüpte doğan Hacı Ali Rıza Efendi, 1873 -1912 yılları arasında Ürgüp Müftülüğü yaptı ve 1912 yılında vefat etti.  Oğlu Hafız Mehmet, soyadı kanunu ile “Müftüoğlu” soyadını aldı. Hacı Ali Rıza Efendi’ nin torunu olan İsmail Cengiz Ayık, Ürgüp Fatih Mahallesinde yaşamış ve 2016 yılında vefat etmiştir.

Ürgüp’ e yolunuz düşerse, Ahmet Refik Caddesi üzerinde, Ürgüp Öğretmen Evi karşısında bulunan, Ürgüp Medreseli Yahya Efendi Camii’ ni ziyaret edin, serin revak altında soluklanıp, değerli Ali Hoca’ dan merak ettiğiniz bilgileri ve ücretsiz dinî kitapları alın. 500 yıllık tarihi soluyun, hatta gözlerinizi kapatıp okuduklarınızı düşünün bir müddet..  Seyyid Yahya Efendi’ye, Cami avlusunda yatan müderrislere ve tüm bu avludan geçen ecdata dua edin..

Mustafa Taşkın

 

 























16 Eylül 2020 Çarşamba

ÜRGÜP KARAMANOĞLU İBRAHİM BEY CAMİİ (CAMİ-İ KEBİR)

 

Ürgüp Merkez Karamanoğlu  İbrahim Bey Camii

Neşehir’ in en büyük ilçesi Ürgüp’ ün yerleşim yeri olarak kurulması Hititler dönemine kadar inmektedir. İlk Hristiyanların bu bölgeye yerleşmesiyle  ikonoklazm hareketi yaygınlaşmış, kaya oyma yerleşim ve ibadet alanları fazlalaşmıştır.

Türk hakimiyetine, Anadolu Selçuklu döneminde girmiş, ancak Moğal akınları sonunda 1243 yılında Moğol kontrolüne geçmiştir. Bir dönem Eretna Beyliği (devleti) egemenliğinde kalan kasabanın ismi o dönemlerde ve bazı yazılı kaynaklarda “Birügüb”  olarak kaydedilmiştir. 1375 yılında Karamanoğlu Alâeddin Ali Bey  idaresinde giren Ürgüp  1415 yılında Dulkadıroğulları hakimiyetinde kaldıysa da 1435 yılında Karamanoğlu Tâcettin İbrâhim Bey tarafından tekrar Karamanoğlu Beyliğine geçmiştir.. Ancak 1474 yılı sonlarında Gedik Ahmet Paşa’ nın Karaman seferi sırasında  kesin olarak Osmanlı eğemenliğine geçtiği bilinmektedir.

Ürgüp’ ün en eski ve tarihî camilerinden  Karamanoğlu İbrahim Bey Cami, diğer adıyla “Cami-i Kebir”  işte bu tarihlerde, Anadolu Selçuklu Devleti’ nin buhranlı yıllarında ve Moğol istilasından hemen önce 1221-1222 yıllarında Karamanoğulları’ ndan Vezir İbrahim Bey adına  külliye tarzına yaptırılmıştır. 13.yüzyıla ait Selçuklu mimari özelliklerini taşıyan cami kesme taştan yapılmış olup, sahınları beşik tonozlu, sivri kemerli ve eyvanı iki fil payelidir.

Cami içi,  beşerden on fil ayağı sütun üzerine kesme taş kemerli bir yapıdadır. Onarım görse de; mirabı ve mimberi, zarif taş işçiliğinin güzel örnekleridir. Kubbesi olmayan cami, 13. Yüzyıl mimarî tarzının tipik örneklerinden olup, geniş avlusundaki 12 sütunlu zarif bir şadırvan cami kompozisyonunu tamamlar niteliktedir.

Geniş cami avlusundan geçip, tam camiye girişte,  eyvanın önünde altı adet mezar hemen dikkati çeker; Baştaki balgamî ve şeffaf mermerden  mezar, 1867 – 1922 yıllarında yaşamış , 1914 – 1916 yılları arasında Şeyhülislamlık yapmış Osmanlı din ve siyaset adamı Şeyhülislam M.Hayri Efendi’ ye aittir. M.Hayri Efendi, Osmanlı İbrahim Hakkı Paşa kabinesinde Dahiliye (iç işleri), Orman ve Meadin (madenler), nezaretlerinde (bakanlık) vekaleten bulunmuş, Adliye Nezateti (Adalet Bakanlığı)  ve Şurayı Devlet  (Danıştay) bakanlığına atanmış, 1914 yılında Şeyhülislam olmuştur. I.Dünya Savaşı başladığında cihad veren şeyhülislam olarak tarihe geçmiştir.

Şeyhülislam M.Hayri Efendi;  kısa süre Hükümet Başkanlığı ve Başbakanlık yapan Suat Hayri Ürgüplü ve Milletvekilliği yapmış olan Dr.A.Münir Ürgüplü’ nün de babasıdır.

Ayrıca, diğer beş mezardan birinin Abdullah Efendi’ ye, birinin Horasan’ dan gelme Kutup Hoca’ nın babası İsmail Efendi’ ye , diğer üçünün ise seyyah Hoca Efendiler’ e ait olduğu söylenmektedir.

Mustafa Taşkın

 

 





















 

24 Ağustos 2020 Pazartesi

GÜLŞEHİR AZİZ DİMİTRİOS KİLİSESİ


Gülşehir Aziz Dimitrios Kilisesi

Kapadokya’ nın zengin tarihi kültürü içerisinde  kaya oyma yerleşim  ve ibadethanelerin dışında az da olsa kesme taştan inşa edilmiş yapıların olduğunu da görebiliriz. Bunun en tipik örnekleri, 18.  ve 19. Yüzyılda  yapılan cami ve kiliselerdir.

Gülşehir -  Çalışanlar mahallesinde bulunan ve bölgedeki Rum halkının 1896 yılında başlayıp 1902 yılında tamamladıkları Aziz Dimitrios Kilisesi, Osmanlı’ nın başka din ve inanışlara olan hoşgörüsüne en güzel örneklerdendir.

Bölgedeki Rumların mübadele ile göç etmelerinden sonra  uzun yıllar boş kalan kilise  tamir ve restorasyon için, röleve projesi hazırlandıktan sonra yapılmak üzere 27 Nisan 2011 tarihinde Gülşehir Belediyesine devredilmiştir. Aynı yıl içerisinde 1924 yılından beri yapılmayan ayin, Mübadil Rumların akrabalarının da katılımıyla Fener Rum Patriği Bartholomeus tarafından 2011 yılı mayıs  ayında yapılmıştır.

Kilisenin kitabesi halen Nevşehir Müzesinde bulunmaktadır.  Duvarlarında çatlaklar, su alan kısımlarda yosunlanmalar, duvarlara yazılan yazılar ve yakılan ateşlerin isleri ile metruk bir görünümde olan kilise, depo olarak kullanıldığı yıllarda dökülmüş sıvaların altından solmuş, bozulmaya yüz tutmuş freskler  açığa çıkmıştır.

Bahçesinde bulunan kuyuda Aziz Dimitrios’a ait olduğuna inanılan ayazma suyu beden ve ruhu arıtması niyetiyle içilmekteyken günümüzde kuyu kapakla kapatılmıştır.

19.yüzyılın sonlarında bölgenin en önemli ibadethanelerinden biri olan kiliseye adını veren Aziz Dimitrios  260 yılında Selanik’te dünyaya geldiği yıllarda Hıritiyanlık henüz yeni yayılma döneminde olup fazla bilinen bir din değildi hatta o dönemde Roma İmparatoru olan Dioklitianos Hristiyanların baş düşmanı idi.

Zeki, cesur ve aynı zamanda inançlı bir Hıristiyan olarak yetişen Dimitrios, memleketine asker olarak hizmet etmeye başladı ve kısa zamanda üstün meziyetleri ve cesareti ile komutanlık makamına ulaştı. Roma imparatoru olan Dioklitianos’ un damadı olan Maksimianos, Dimitrios’ u Hıristiyan olduğunu bilmeden Selanik’ e dük olarak atadı. Aslında Aziz Dimitrios’ un istediği de buydu. Şimdi korkusuzca  Hıristiyanlığı halkına anlatabiliyor, askerleri eğitiyor, insan yapısı putların hiçbir önemi  ve gücü olmadığını, tek tanrıya ibadet etmenin doğru olduğunu anlatıyor,  din konusunda toplantılar yaparak insanları eğitiyordu. Kısa zaman içerisinde pek çok insan putperestlikten kurtulup Hıristiyanlığı benimsemişti.

Herzaman ve her devirde  olduğu gibi o dönemde de ispiyon mekanizması çalışmış, Maksimianos’ a azizin, tek  tanrıya  inandığını, puta tapmanın karşısında olduğunu  bildirmişlerdir. Aziz Dimitrios’ a çok güvenen ve seven Maksimianos, anlatılanlardan emin olabilmek için bütün üst düzey komutanları puta tapmak için çağırdığında Aziz Dimitrios gelmemiş ve  saygıda kusur etmeyacağini fakat  inancına sadık olduğunu , sahte tanrılara değil tek bir tanrıya inandığını söylemiştir.

Bu sözlere son derece sinirlenen Maksimianos , içinden kirli sular akan ve pis kokan bir zindana kapatılmasını emretmiştir. Aziz Dimitrios bir yıl kaldığı zindanda sürekli tanrıya dua etmiş ve ziyaretine gelen öğrencilerini eğitmeye devam etmiştir.

O yıllarda gelenek olan teke tek döğüşlerde Dimitrios’ un öğrencilerinden Nestoras, hiç yenilmeyen Lieos’u karşılaşmada tek kılıç darbesi ile öldürmüş, bu Hıristiyanlığın putlara karşı zaferi olarak coşku yaratmıştı. Fakat  Maksimianos’ un emriyle önce Nestoras  sonra da zindanda olanlardan habersiz yatmakta olan Aziz Dimitros Roma askerleri tarafından kılıç darbeleriyle öldürülmüştür.

Aziz Dimitrios’ un mezarından dünyada  eşi olmayan güzel bir koku yayıldığı ve harika kokulu bir su akmaya başladığı rivayet edilir. Kilise bahçesindeki kuyu suyununda aynı su olduğuna inanılır.

Mustafa Taşkın














ÖNE ÇIKAN YAYIN :

AVANOS' UN SİMGESİ ÇANAKÇI HEYKELİ

Avanos ‘ un simgesi; Çanakçı Heykeli; 14 Ocak 1974 tarihli “Yeni Avanos”   gazetesinin baş sayfasında şöyle bir yazı çıktı; “Dünyanı...