24 Ağustos 2020 Pazartesi

GÜLŞEHİR AZİZ DİMİTRİOS KİLİSESİ


Gülşehir Aziz Dimitrios Kilisesi

Kapadokya’ nın zengin tarihi kültürü içerisinde  kaya oyma yerleşim  ve ibadethanelerin dışında az da olsa kesme taştan inşa edilmiş yapıların olduğunu da görebiliriz. Bunun en tipik örnekleri, 18.  ve 19. Yüzyılda  yapılan cami ve kiliselerdir.

Gülşehir -  Çalışanlar mahallesinde bulunan ve bölgedeki Rum halkının 1896 yılında başlayıp 1902 yılında tamamladıkları Aziz Dimitrios Kilisesi, Osmanlı’ nın başka din ve inanışlara olan hoşgörüsüne en güzel örneklerdendir.

Bölgedeki Rumların mübadele ile göç etmelerinden sonra  uzun yıllar boş kalan kilise  tamir ve restorasyon için, röleve projesi hazırlandıktan sonra yapılmak üzere 27 Nisan 2011 tarihinde Gülşehir Belediyesine devredilmiştir. Aynı yıl içerisinde 1924 yılından beri yapılmayan ayin, Mübadil Rumların akrabalarının da katılımıyla Fener Rum Patriği Bartholomeus tarafından 2011 yılı mayıs  ayında yapılmıştır.

Kilisenin kitabesi halen Nevşehir Müzesinde bulunmaktadır.  Duvarlarında çatlaklar, su alan kısımlarda yosunlanmalar, duvarlara yazılan yazılar ve yakılan ateşlerin isleri ile metruk bir görünümde olan kilise, depo olarak kullanıldığı yıllarda dökülmüş sıvaların altından solmuş, bozulmaya yüz tutmuş freskler  açığa çıkmıştır.

Bahçesinde bulunan kuyuda Aziz Dimitrios’a ait olduğuna inanılan ayazma suyu beden ve ruhu arıtması niyetiyle içilmekteyken günümüzde kuyu kapakla kapatılmıştır.

19.yüzyılın sonlarında bölgenin en önemli ibadethanelerinden biri olan kiliseye adını veren Aziz Dimitrios  260 yılında Selanik’te dünyaya geldiği yıllarda Hıritiyanlık henüz yeni yayılma döneminde olup fazla bilinen bir din değildi hatta o dönemde Roma İmparatoru olan Dioklitianos Hristiyanların baş düşmanı idi.

Zeki, cesur ve aynı zamanda inançlı bir Hıristiyan olarak yetişen Dimitrios, memleketine asker olarak hizmet etmeye başladı ve kısa zamanda üstün meziyetleri ve cesareti ile komutanlık makamına ulaştı. Roma imparatoru olan Dioklitianos’ un damadı olan Maksimianos, Dimitrios’ u Hıristiyan olduğunu bilmeden Selanik’ e dük olarak atadı. Aslında Aziz Dimitrios’ un istediği de buydu. Şimdi korkusuzca  Hıristiyanlığı halkına anlatabiliyor, askerleri eğitiyor, insan yapısı putların hiçbir önemi  ve gücü olmadığını, tek tanrıya ibadet etmenin doğru olduğunu anlatıyor,  din konusunda toplantılar yaparak insanları eğitiyordu. Kısa zaman içerisinde pek çok insan putperestlikten kurtulup Hıristiyanlığı benimsemişti.

Herzaman ve her devirde  olduğu gibi o dönemde de ispiyon mekanizması çalışmış, Maksimianos’ a azizin, tek  tanrıya  inandığını, puta tapmanın karşısında olduğunu  bildirmişlerdir. Aziz Dimitrios’ a çok güvenen ve seven Maksimianos, anlatılanlardan emin olabilmek için bütün üst düzey komutanları puta tapmak için çağırdığında Aziz Dimitrios gelmemiş ve  saygıda kusur etmeyacağini fakat  inancına sadık olduğunu , sahte tanrılara değil tek bir tanrıya inandığını söylemiştir.

Bu sözlere son derece sinirlenen Maksimianos , içinden kirli sular akan ve pis kokan bir zindana kapatılmasını emretmiştir. Aziz Dimitrios bir yıl kaldığı zindanda sürekli tanrıya dua etmiş ve ziyaretine gelen öğrencilerini eğitmeye devam etmiştir.

O yıllarda gelenek olan teke tek döğüşlerde Dimitrios’ un öğrencilerinden Nestoras, hiç yenilmeyen Lieos’u karşılaşmada tek kılıç darbesi ile öldürmüş, bu Hıristiyanlığın putlara karşı zaferi olarak coşku yaratmıştı. Fakat  Maksimianos’ un emriyle önce Nestoras  sonra da zindanda olanlardan habersiz yatmakta olan Aziz Dimitros Roma askerleri tarafından kılıç darbeleriyle öldürülmüştür.

Aziz Dimitrios’ un mezarından dünyada  eşi olmayan güzel bir koku yayıldığı ve harika kokulu bir su akmaya başladığı rivayet edilir. Kilise bahçesindeki kuyu suyununda aynı su olduğuna inanılır.

Mustafa Taşkın














23 Ağustos 2020 Pazar

NARLIGÖL


Kapadokya’ nı tek krater Gölü; Narlıgöl

Vakti zamanında, uzun uzun yıllar önce Narlıgöl’ ün olduğu yer, çevresi kayalık ve ormanlık olan fakir bir Anadolu köyüymüş. Köy halkı, kış gelince daha da  fakirleşir o gün karınlarını doyurabilirlerse mutlu olurlarmış. Günlerden birgün, köye yaşlı bir dilenci gelmiş,  bembeyaz uzun sakallı ,upuzun, yerlerde sürünen eskimiş cübbesi ve elinde baston yerine kullandığı, bazan da sokak köpeklerinin saldırısından kendini koruduğu boyundan uzun dut ağacından asası ile kapıları teker teker çalıp; uzun yoldan geldiğini, çok aç olduğunu söyleyerek, bir tas su ile bir parça ekmek istemiş ama  fakir köylü bunu bile verecek durumda olmadığından yalnızca ; “Allah versin” diyerek kapılarını kapatmışlar.
Köyün sonuna geldiğinde umutsuzca son bir kapıyı daha çalmış, kucağında bebeği ile kapıyı açan ay parçası kadar güzel ve kibar geline durumunu izah etmiş.. Genç gelin, üzgün ve acımış bir ifadeyle ;
“Amca, gel otur şöyle, ekmek ve sudan başka bir şey veremem “ diyerek  kapı eşiğine oturtup, yaşlı adama ekmek ve su ikram etmiş.. Yaşlı adam büyük bir minnet  ve şükran duygusuyla önce suyu içmiş sonra acelece ekmeği son kırıntısına kadar bir solukta yemiş ve dua etmiş.

Genç kadın, evde yalnız yaşıyormuş, kocası bir süre önce askere gitmiş. Tabi o zamanlarda, şimdiki gibi paralı askerlik yok, öyle birkaç aylık misafir askerlikte yok .. Hatta döneceği yıl bile belli değil.
Yaşlı adam birden ayağa kalkıp, genç geline  hemen buradan ayrılmasını, kendisiyle birlikte köyü terk etmesi gerektiğini söylemiş ve sonunda  ikna etmiş. Köyden apar topar, acelece ayrılıp karşı dağa tırmanmaya başladıklarında kulakları sağır eden gürültüler duyup arkaya bakmışlar ki ne görsünler;  yer yarılıp köy  içeriye çöküyor  ve meydana gelen çukura  hızla sular doluyor.Köyün kısa zamanda yok olduğunu, yerine bir göl oluştuğunu gözleriye görmüşler..

Bir rivayete göre gelinle bebeği korkudan taş olmuşlar, bir rivayete göre başka yerlerde ve köylerde yaşamaya devam etmişler.. Bunu bilmiyoruz.

Bu efsaneyi düşünerek Nevşehir’ den Derinkuyu’ ya nasıl geldiğinizi anlayamazsınız  bile. Fazla hayale dalmadan Derinkuyu ilçesi içinden sağa saparak Aksaray – Güzelyurt yolunda  ilerlemeye devam edin..27 Km sonra  Nevşehir,Aksaray ve Niğde ‘ nin tam kesişme noktasında Nar Köy sınırları içinde sola bir yol ayırımı ve “Narlıgöl – Krater Gölü ve Jeotermal Alanı” levhasını görüp sola sapın.. Daracık yoldan başka hiç bir şey görünmüyor mu..? Acele etmeyin, yaklaşık 1 Km sonra çıktığınız o tatlı meyilin sonunda birden bire günün en güzel manzarası kaşınızda olacak.. Hayretler içinde bu inanılmaz  manzaraya  bakacaksınız, hatta bakmaya doyamayacaksınız.

Kapadokya bölgesinin tek krater gölü, yaklaşık 3 bin m2 olup derinliği 70-80 metre, deniz seviyesinden yüksekliği ise 1370 metredir.  Gölün çevresinde yaklaşık 60 dereceyi bulan jeotermal Kaynakları vardır. Suyu oldukça kireçli olmasının yanında  şifalı olduğu da söylenir. Bikarbonat,Sodyum ve Kalsiyum  zengini olan göl suyu ; çeşitli cilt hastalıkları, romatizma ve sedef hastalıklarına iyi geldiği söylenir. Ayrıca ödem çözücü ve  kan akımını hızlandırıcı özellikleri ile de bilinir.

Aslında Narlıgöl, kalderanın tabanına oturmuş bir krater gölüdür ve yanardağ kraterinin söndükten sonra çökmesiyle oluşmuştur. Gölü çevreleyen Melendiz Dağları ve Nar Vadisinde Antik Roma Döneminden kalma Sagog Diyazoser adlı bir şehrin olduğu  bilinmektedir. Romalıların kurduğu bu şehir daha sonraları Nazanus veya Nenezi diye anılmıştır ki; Niğde adının kökeni olduğu söylenir.
Kışların sert geçtiği Kapadokya bölgesinde, göl ve çevresine kar yağmaz ve her mevsim yeşildir, bitki örtüsü çam,yabani elma,ardıç, ahlat, meşe ve yabani eriktir . Göl kenarında bir Jeotermal otel ve piknik alanları vardır.
 
Nar gölü’ nün eşsiz ve romantik manzarası ile hem dinlendiğinizi hem de  huzur bulduğunuzu anlayacaksınız.

Mustafa Taşkın














HASAN DAĞI


Hasan Dağı

Kapadokya anlatılırken; “60 milyon yıl önce Erciyes, Güllüdağ ve Hasandağı’ nın püskürttüğü lav ve küllerin oluşturduğu yumuşak tabakanın milyonlarca yıl boyunca yağmur ve rüzgar tarafından aşındırılmasıyla ortaya çıkan bölge.” Diye başlanması doğaldır, Nevşehir, Kırşehir, Niğde, Aksaray ve Kayseri illerine yayılmış 250 m2 lik Kapadokya Bölgesinin oluşumunda büyük katkısı bulunan Hasan Dağı , Aksaray sınırları içerisinde 3568 metre yüksekliğinde volkanik bir dağdır. Dağcılık sporuna meraklı gruplar  genellikle Helvadere Kasabası’ ndan sonra dağ eteklerinde kamp kurarak değişik parkurlar üzerinden zirve yaparlar. 

Yaz aylarında ortalama 6 saatte ulaşılan Hasan Dağı zirvesinde artık ayaklarınızın altında uçsuz bucaksız bir arazi, Kapadokya  ve Erciyes ile Tuz gölü vardır. Kış mevsiminde zeminin karla örtülmesi ile birlikte dik ve uzun yamaçların rüzgâra açık olan kısımları kimi zaman buz hâlini alabilir. Bu ihtimâller göz önünde bulundurarak krampon ve buz kazması alınmalıdır.

Hasan Dağı aslında Erciyes’e doğru birer tespih tanesi gibi dizilmiş irili ufaklı dağ silsilesi görünümündedir. Hasan Dağı bitişiğinde Küçük Hasan dağı, Melendiz ve Göllü dağları ile bu iki dağın ortasında Keçibuyduran dağı vardır ki; adını keçileri bile donduran soğuğundan alır.

25 milyon yıl önce Neojen zaman diliminde oluşan Hasan Dağı’ nın sol tarafında Derinkuyu Ovası, sağ tarafında Bor Ovası, ayaklarının dibinde ise Aksaray Ovası Hasan Dağı’ na daha da heybetli bir görünüm verir, Dağ silsilesinin diğer ucundaki ağabeyi Erciyes’ ten sonra Anadolu’ nun en yüksek dağıdır. 1750 metresine kadar meşe ormanı ve dağ kavağı ile kaplı olan Hasan Dağı’ nın doruğu tipik bir kraterden oluşmakta ve kraterin tabanında küçük bir de  krater gölü bulunmaktadır.

Hasan Dağı tırmanışının başlangıç yeri sayılan Helvadere Kasabası ve Helvadere Göleti  tarihte Nora olarak adlandırılmış  sulak ve yeşillikler içinde bir kasaba olup yaylalara ve tırmanma rotalarının başlangıcıdır. Tuz Gülü’ nün güneyinde bulunan Karacadağ,Meke Dağı ve Karadağ da Hasan Dağı ile aynı hat üzerindeki diğer volkanik dağlardır.

Mustafa Taşkın


















AVANOS’ TA BİR SAKLI VADİ; DAMLAMAÇ VADİSİ


AVANOS’ TA BİR SAKLI VADİ; DAMLAMAÇ VADİSİ

Avanos’ tan Gülşehir yönüne giderken, yaklaşık 6 Km sonra , Özkonak kavşağını da geçer geçmez sağ tarafta  park yerini andıran bir boşluk ve  yolun sol taraftaki Kızılırmak’ la karşılıklı konuşur gibi şırıldayarak akan bir çeşme görürsünüz; “Fazıl Tokmak çeşmesi”..  Çeşmenin yanındaki patika yol Damlamaç Vadisi’ nin giriş yoludur , ilerledikçe vadi yamaçlarının yükseldiğini, yeşilliğin arttığını ve ninni gibi derinden gelen su sesi  ile kuş seslerinin size eşlik ettiğini göreceksiniz.. Fazla değil 1Km sonra duvar gibi heybetli  bir çakıl kayası  yolunuzu kestiğinde vadinin de sonuna geldiğinizi göreceksiniz, fakat merak etmeyin asıl Damlamaç’ a adını veren yer de burasıdır.

Damlamaç Kayalığının sırtını dayadığı Ziyaret Dağı’ ndan gelen yeraltı suları bu çakıl kayalarından damla damla süzülerek küçük  havuzcuklara damlar. Yaz kış “şıp,şıp” damlayan bu buz gibi temiz  ve berrak dağ suları, küçük dereler ve havuzcuklar oluşturarak  vadiyi suladığı gibi nefis tadı ve serinliği ile insanda kana kana içme isteği uyandırır.

Merak etmeyin, özel bir mülk olmasına rağmen, sahibi Ömer Tokmak,  babacan tavrıyla gelen konukları ağırlayacak hatta sohbet edecek kadar da  konukseverdir.

Damlamaç Vadisi’ nin girişine yakın bir yerde yol ve arazi düzeltme  sırasında büyük Hitit küpü bulunması , vadinin Hititler zamanından beri bilindiğini göstermektedir, ayrıca bizzat ben geçtiğimiz yıllarda, taşlaşmış bitki ve su canlıları fosilleri bulup fotoğrafladım.

19. Yüzyıl ortalarında,38 veya 40 ailenin Damlamaç Vadisi’ nde  yaşadığı,  bahçıvanlık ve meyve yetiştiriciliği yaptıkları biliniyor.  Nevar ki; 1914 yılında 1. Dünya Savaşı’ nın, ardından 1919 yılında Kurtuluş Savaşı’ nın başlaması ve  bölgedeki erkek nüfusun bu savaşlarla yok olma noktasına gelmesi tüm Anadolu’ yu etkilediği gibi Damlamaç Vadisi’ ni de derinden etkilemiştir. Can güvenliğinin kalmaması ve  insan gücünün azalmasından dolayı, Damlamaç sakinleri zaman içinde Vadi’ yi terk ederek Avanos merkezine döndüklerinden Vadi boşalmıştır. Boşalan Vadi kısa zamanda Asker kaçaklarının ve eşkıya çetelerinin yuvası olmuştur.

Cumhuriyet’ le birlikte  yok olan asker kaçakları ve eşkıya çetelerinden sonra tekrar  sesizliğe gömülen Damlamaç  Vadisi, genellikle ağıl olarak kullanılmış,  Avanos Orta Mahalleden “Postaki” lakaplı bir sürü çobanı,  vadiyi sahiplenerek hem sürüsünü burada yatırıp hem de vadi yamaçlarını yeniden teraslayarak bağcılık ve bahçıvanlık yapmıştır.

1970-72 yıllarında Maliye Kayıtlarının, Tapu Kadastroya geçtiğinde, Vadinin bir bölümünün Ataklar ailesine, bir bölümünün de Postaki ailesine ait  olduğu belirlenerek tapulandırılmıştır. 1974 yılında ise, o dönemde Almanya’ da çalışmakta olan Avanoslu Fazıl Tokmak’ a 2.400 DM karşılığı satılmıştır, şimdi ise oğlu Ömer Tokmak , Damlamaç  Vadisi’ nin sahibi olarak yeni düzenlemelerle vadiyi daha da güzelleştirme çabasındadır. Son yıllarda dikilen elma, badem ve antep fıstığı ağaçları ile meyve serası bunun kanıtıdır.

Mustafa Taşkın

















ÖNE ÇIKAN YAYIN :

AVANOS' UN SİMGESİ ÇANAKÇI HEYKELİ

Avanos ‘ un simgesi; Çanakçı Heykeli; 14 Ocak 1974 tarihli “Yeni Avanos”   gazetesinin baş sayfasında şöyle bir yazı çıktı; “Dünyanı...